15 Ocak 2013 Salı

2014 OLMADAN İZLENMESİ GEREKEN 51 FİLM

2014 OLMADAN İZLENMESİ GEREKEN 51 FİLM

Sevgili okur, başlığı okuduğunda benim bir liste insanı olduğum hissine kapıldığını biliyorum. Aslında hiç öyle bir planlama durumum yoktur, akışına bırakan insanlardanımdır ben.. Hele söz konusu sinemaysa olayın haberler, trailer vs. bölümünden çok rast geleliğine inanır ve öyle davranırım. O yüzden bir yıl değerlendirmesi yapmaya kalksam eski tarihli filmler her daim yenilerden daha fazla öne çıkar. Her film yeni bir deneyimdir ki bu sinema sitesini incelemekteyseniz bunu bilirsiniz zaten. Peki neden bir 2013 listesi yaptım sanırım bu bir yeni yıl kararı hani yüzlerce karar alırsınız ve çok azını yerine getirirsiniz ya benimki de böyle bir durum… 2013 yılını çok ama çok planlı geçirmeye karar verdim sinema açısından… İzlenecek çok film ama çok az zamanım olduğu şuuru (bunu şarkılar, kitaplar vs.için de söyleyebiliriz elbette) denebilir buna, kimsenin yabancısı olmadığı bir duygudur bu…

Velhasıl ey okur 2014’ü göstermeden takvim yaprakları bu 51 filmi izleyebileceğimi pek sanmıyorum. Ama izlemeyi umut ediyorum ve size de tavsiye ediyorum… Listem tabii ki kişisel ve o nedenle sizin beklentilerinizle örtüşmeyecektir. Bu liste benim 2013’te izlemeyi düşündüğüm/umduğum filmlerdir ve tüm sorumluluk bana aittir. 1. film ile 51. film arasında bir derecelendirme durumu da yoktur…

http://www.youtube.com/watch?v=69YPDuIVwrQ 


http://www.youtube.com/watch?v=MLDfX1bbbq0


GANGSTER SQUAD: 40’lar 50’ler her zaman ilgi çekici gelmiştir bana… Bir de buna Sean Penn’in varlığı da eklenince merak edilenler listeme girmeyi başardı Gangster Squad…

http://www.youtube.com/watch?v=bRVvEHk7xOs 


$ELLEBRITY: Ünlülerin fotoğrafçısı Kevin Mazur ünlülerle söyleşerek bir belgesele imza atmış. Bilmediğimiz bir şey söyleme ihtimali düşük olsa da bir fotoğrafçının belgeleme serüveni ilgi çekici olabilir. Kadroda yabana atılır gibi değil…

http://www.youtube.com/watch?v=SA2f35fGyzk 


ZERO DARK THIRTY: Kathryn Bigelow Oscar’ın ardından sahne alıyor. Konu çok Amerikan: Usame Bin Ladin… Yoksa Ladin tüm Dünyanın sorunu muydu, izleyip göreceğiz.

http://www.youtube.com/watch?v=YxC_JNz5Vbg 

THE LAST STAND: Arnold Schwarzenegger’in geri dönüş yılı adeta… Kocaman silahlar, güneş gözlükleri ile bol aksiyon vaadine bir de Koreli yönetmen Jee-woon Kim faktörü eklenince eğlenceli bir şeyler izleme şansımız olacağa benziyor.

http://www.youtube.com/watch?v=qUFGVlE1GNQ

HANSEL AND GRETEL WITCH HUNTERS: Geçen yıl Lincoln’ü elinde baltasıyla vampir avlarken gördüğümüze göre Hansel ve Gretel’in makus talihlerini değiştirip cadı avcısı olmaları şaşırtıcı olmayacak bizler için…

http://www.youtube.com/watch?v=mAzqMhVHh0c 

PARKER: Filmografisinde The Devil’s Advocate, Dolores Claiborne, Ray gibi işler olan Taylor Hackford’a ilgisiz kalmamız düşünülemez. Kadroda ayrıca Nick Nolte, Jason Statham ve Jennifer Lopez bulunuyor. Ben en son Lopez ve Nolte’u U-Turn’de birlikte izlemiştim. O günden beridir de Jennifer’in oyunculuk yerine şarkıcılık yapmasını yadırgamaktayım…

http://www.youtube.com/watch?v=CJ4Nsu2tXTk 


MOVIE 43: Paris I Love You etkisinde kolaj çalışmaları devam ediyor. Bu sefer ki kolaj komedi türünde…

http://www.youtube.com/watch?v=8jDp2D2zWMI

STAND UP GUYS: Al Pacino, Alan Arkin, Christopher Walken’in yer aldığı bir film merak edilmez mi?

http://www.youtube.com/watch?v=WIYPXFYsJmM

SOUND CITY: Kayıt stüdyoları ve müzik üstüne bir belgesel…

http://www.youtube.com/watch?v=HQoOfiLz1G4

SIDE EFFECTS: Soderbergh sevenlere…

http://www.youtube.com/watch?v=5jQq6BiT-eI

A GOOD DAY TO DIE HARD: Yippee Ki- Yay…

http://www.youtube.com/watch?v=oW9uT2wQFC0

ESCAPE FROM PLANET EARTH: Canavarlar, espriler ve animasyonun gücü..

http://www.youtube.com/watch?v=hxgYptNF7hc

STOKER: Koreli yönetmen Chan-Wook Park yönetiyor. Bir Oldboy etkisi yaratır mı, bilmiyorum. Nicole Kidman’lı kadrosuyla çok şey vaad eder gibi…

http://www.youtube.com/watch?v=JNpDG4WR_74 

THE ABCs of DEATH: Bu sefer bir korku kolajı geliyor.

http://www.youtube.com/watch?v=BqKeFZU0g0w

 OZ: THE GREAT AND POWERFULL: ABD aslında Sam Amca kadar Oz diyarıdır da… Sam Raimi’nin elinden çıkma bir Oz heyecanlandırıcı bir düşünce…

http://www.youtube.com/watch?v=_1NGnVLDPog 

THE CROODS: Tarih öncesinde geçen bir DreamWorks animasyonu…

http://www.youtube.com/watch?v=fzA2q-aiZYU

OBLIVION:Tom Cruise ve bilim kurgu…

http://www.youtube.com/watch?v=OpazwrV2YA0

IRON MAN 3: Demir Adam çizgi romanda kazanamadığı başarıyı sinemada sürdürmeye devam ediyor.

http://www.youtube.com/watch?v=1mKwAYaAZNg

THE GREAT GATSBY: Di Caprio ve Baz Luhrmann bir aradalar… Eser Amerika’nın en önemli romanlarından biri… Bakalım film ne kadar muhteşem?

http://www.youtube.com/watch?v=KV6Bkz9qXwA 

STAR TREK INTO DARKNESS: J. J. Abrams dizi işindeki iniş çıkışlarına rağmen sinemada emin adımlarla ilerlemeyi sürdürüyor. İlki iyiydi ikincisi de iyi olacaktır eminim.

http://www.youtube.com/watch?v=cvEce6sz2xM

EPIC: Miyazaki’yi çağrıştırdığı söylenen bir ABD animasyonu… Kadro Ice Age ve Rio’dan tanıdık isimlerden oluşunca neden olmasın ki diyor insan içinden?

http://www.youtube.com/watch?v=-xu3JLXfuwQ

AFTER EARTH: Shyamalan’ın her filmini ısrarla (tüm hayalkırıklıklarına rağmen) izlemeye devam edeceğimi belirtmek isterim.

http://www.youtube.com/watch?v=e2qdvELqskc

MAN OF STEEL: Superman uçar gider…

http://www.youtube.com/watch?v=KVu3gS7iJu4

WORLD WAR Z: Brad Pitt bir zombie filminde rol almışsa seyretmekten başka bir şansımız yok sanırım.

http://www.youtube.com/watch?v=HcwTxRuq-uk


KICK ASS 2: Çok başarılı bir çizgi romanın çok başarılı uyarlamasından sonra elbette ikincisi de izlenir.

http://www.youtube.com/watch?v=uls0VHm7LjA

THE LONE LONGER: Johnny Depp bir westernde…

http://www.youtube.com/watch?v=LEHHDTkEtyU

PACIFIC RIM: Guillermo del Toro yönetmen koltuğunda, Idris Elba Başrolde…

http://www.youtube.com/watch?v=2vKz7WnU83E

THE CONJURING: James Wan’ın korku filmi oldukça iyi görünüyor.

http://www.youtube.com/watch?v=0SQI16dCs58

THE WOLVERINE: Demir Pençeli X- Men üyesi tekrar beyazperdede buluyor kendini…

http://www.youtube.com/watch?v=ULKCX2Z26_A

THE SMURFS 2: Şirinler bir kez daha sinema salonlarını mavi dünyalarının ışığıyla dolduracaklar..

http://www.youtube.com/watch?v=vBWycuhsfq0

ELYSIUM: Matt Damon bir bilim kurgu ile karşımızda…

http://www.youtube.com/watch?v=ogm8AjJTpUY

2 GUNS: İzlandalı yönetmen Baltasar Kormakur başrollerinde Denzel Washington ve Mark Wahlberg olan bir aksiyon filmiyle karşımıza çıkıyor. 101 Reykjavik’den 2 Guns’a evrilen Kormakur filmografisine bir bakış önemli veriler elde etmemizi sağlayabilir. Acaba İzlanda’dan ne kadarını getirebildi Kormakur?


INSIDIOUS 2: İlk filmi beğenenlere tavsiye olunur.

http://www.youtube.com/watch?v=ytoACyikGvo

RIDDICK: Vin Diesel tekrar Riddick olamktan vazgeçmedikçe biz de izlemekten vazgeçmeyeceğiz.

http://www.youtube.com/watch?v=cQ5GjRu_uMY

RUSH: Ron Howard bir spor filmiyle geri dönüyor. Daniel Brühl başrolde yer alıyor.

http://www.youtube.com/watch?v=0peowCAPGeQ

SIN CITY A DAME TO KILL FOR: Frank Miller Roberto Rodriguez işbirliği devam ediyor.

http://www.youtube.com/watch?v=UCPTWa-eP-8

OLDBOY: Dikkat Spike Lee!!!

http://www.youtube.com/watch?v=ONFoLHnG6Xs

CAPTAIN PHILLIPS: Tom Hanks’in başrolünde yer aldığı film enteresan olabilir.

MALAVITA: Luc Besson, Robert de Niro, Tommy Lee Jones ve Michelle Pfeiffer aynı filmdeyse, biz onu izlemeliyiz diye düşünüyorum.


ENDER’S GAME: Bir fantastik kitap uyarlaması daha… Shannara ve Zaman Çarkı’nı da sinemada izlemek istiyoruz ey yapımcılar…

http://www.youtube.com/watch?v=gyE4pJVx88E


THOR THE DARK WORLD: Çekiç taşıyan Tanrı gene sinema salonlarını bir kez daha ziyaret edecek…

http://www.youtube.com/watch?v=soDCSvP626w

THE HUNGER GAMES:CATCHING FIRE Açlık oyunları kaldığı yerden yoluna devam ediyor.

HOBBIT: THE DESOLATION OF SMAUG: Smaug’a doğru yolculuk devam edecek.

http://www.youtube.com/watch?v=0MD8GOS2tQ4

JACK RYAN: Oyuncu – yönetmen Kenneth Branagh bir aksiyonla karşımızda…

DJANGO UNCHAINED: Bu konuda daha detaylı bir yazıya buradan bakabilirsiniz.

http://www.bakiniz.com/django-unchainedi-beklerken/ 

http://www.youtube.com/watch?v=A37n0zAd1DM


THE ZERO THEOREM: Terry Gilliam faktörü her daim sizi şaşırtmaya devam edecektir. İhmal etmeyin.

MACHETE KILLERS: Roberto Rodriguez ve Machete kaldıkları yerden eğlenmeye devam ediyorlar.

http://www.youtube.com/watch?v=-H2ZQF9bJPs

THE LOOK OF LIVE: Winterbottom’dan yeni bir şaşkınlık vesilesi…

WARA NO TATE: Takashi Miike’den yeni bir film, buralara gelir diye ummaktan başka çaremiz yok.

PORCO ROSSO 2: Hayao Miyazaki 1992 yapımı animasyonun ikincisi ile vizyonda olacak..

KAGUYAHİME NO MONOGATARİ: Isao Takahata’nın yönettiği Studio Ghibli animasyonu. Takahata’yı Hotaru Na Haka (Grave of the Fireflies) adlı şaheserinden hatırlayabilirsiniz.







6 Ocak 2013 Pazar

GÖKKUŞAĞI



Kar beklerken, gökkuşağı buldu bizi...

5 Aralık 2012 Çarşamba

ZAMAN DURUNCA




Durdum.. Zaman da durdu sanki... İçimdeki saat işlemiyor... Varım nefes alıyorum ama kalabalığın içinde bir ruh gibiyim... Hiçbir şeyin parçası olamıyorum... Kopuk herşey... Anlamsız...

Duyularımdan hangisini kullanıyorum?... Baktığım ama görmediğim, kokusunu aldığım ama zihnimde kapılar açmayan, dokunduğum ama bir taş gibi hissettiğim anlar o kadar çok ki... Kaybettiğim izleri, kokuları, renkleri bulmak için hangi duyuma sığınmalıyım?.. Tek bir kokuyla binlerce çağrışımın kapısı açılırken şimdi binlerce koku tek bir çağrışım uyandırmıyor zihnimde... Dinliyorum insanları bütün çabamla ama duymuyorum... Kaderin sessizleştiği anlar vardır hayatta... Sanki herşey bu kadarmış, senden yana insanların ve Allah'ın umudu kalmamış gibi... Senin kendinle ilgili beklentilerin de yok olmuştur... Beton bir bloğa gömülmüş gibisindir.. Herşeyi farkedersin ama hiçbir şey yapamazsın...Yolculuğun sonunu görürsün ama yolu değiştiremezsin...

Rüyalarım hızla benden uzaklaşıyorlar... Yeni rüyalar da görmüyorum ne zamandır... Herşeyi yapma özgürlüğüm var ama içinde olduğum trenden inemiyorum... Bazen hızla gidiyor her şey ve bazen de duruveriyor herşey....

Zaman durunca düşünebiliyorsun da; şimdi olduğu gibi....

Bitmemiş öyküler, hallerimiz tek bir albüme sığar mı?


4 Ekim 2012 Perşembe

EYLÜLDEN SONRA



EYLÜLDEN SONRA

" eylül toparlandı gitti işte
  ekim filan da gider bu gidişle
  tarihe gömülen koca koca atlar
  tarihe gömülür o kadar
                                      Turgut Uyar


Ömrümüzden bir Eylül daha geride kaldı…



Sen nisansın daha, ben sarı eylül 


Sen goncasın açan, ben kuruyan gül 


Sen alev alevsin, ben savrulan kül

Saçıma ak düştü, yüzüme yıllar 


Bahar sende kalsın, bende acılar


Gidenler dönmezler, beni bekleme 


Kalmasın hatıram, resimleri isteme 


Elveda diyorsun, sakın gel deme


Saçıma ak düştü, yüzüme yıllar 

Bahar sende kalsın, bende acılar

Güfte: Yaşar Bedük
Beste: Bekir Mutlu
Makam: Aşkefza

Sevmek zamanı…

Halil Meral'i hayatından uzak tutmaya çalışır, onun resmiyle yetinmeyi bilir çünkü... Meral bu duruma itiraz eder, o bunu anlamaz aşkta ve yaşamda yetinmek nedir bilmez... Bu yaman çelişki onları ölüme kadar taşır; Başar'ın kurşunları aslında toplumsal sınıfın reddedilişinedir... Sahip olmaya alışmış bir ruh haline Halil'in şahsında itiraz eder yönetmen... Öncelikle bir direniştir aşka rağmen bir direniş; sevmek zamanı... Ama yaşam onu kendine çekmeyi başarır Meral kılığında... Meral'in resmi yetmez bir andan sonra... Ölümün/cezanın resimden vazgeçildiği anda gelmesi de alt sınıftakilerin üst sınıfa ait tasavvurdan vazgeçip gerçeğin peşinden gittiğinde yaşadığı yok oluşun bir simgesidir. Sevmek zamanını sınıfsal bir film gibi değerlendirmek filmin derinlikli, duyarlı bakış açısına haksızlık olacaktır. İçinde barındırdığı derin sembolizm, ışık/gölge oyunları, siyah beyaz pelikülün verdiği melal duygusu, resim tadındaki kadrajlarıyla sevmek zamanı şimdi çok uzak olduğumuz bir duyarlılığın da filmi... Türk sanat müziğinin tınıları gibi filmde uzak bir çağın seslerini hissedişlerini yansıtıyor... Bir tereddüdün romanının yazıldığı günleri bugünün kararlı, herşey hakkında konuşan (bilen/yorumlayan) insanlarına anlatmak güç bir iş... Aşkı bir resme sığdıran yüreği günümüz koşullarında kavramak elde etmediğini yok sayan bir dünyada duyumsamak oldukça zorlu bir gönül yolculuğu gerektiriyor. Metin Erksan'ın bize gösterdiği o İstanbul kadar uzak , o insanlar, o anlayış...



Sonra kaç Eylül daha geçer sevmek zamanının üstünden kimbilir… Aşkı örtecekse eğer bir şeyler bu en çok hazan yapraklarına yaraşır…





Bir Eylül getirdi sevgini bana

İçime bir ateş düştü ki, sorma

Yıllardır açmayan gönül çiçeğim

O sefer bir açış açtı ki, sorma

Yaklaşınca her yıl halâ titrerim

Sevmek zamanına Eylüldür derim.


O hazan gözlerin hüzün yerine 

öyle bir sevinci seçti ki, sorma

Susayan yüreğim su yerine

Bir kadeh sevgiyi içti ki, sorma

Yaklaşınca her yıl halâ titrerim

sevmek zamanına Eylüldür derim.

Güfte: Hüsamettin Olgun
Beste: Avni Anıl
Makam: Nihavend



6 Eylül 2012 Perşembe


Kumrular... 

Kim demiş kumrular ürkek diye; simitçi sepetinde 2 kumru...




27 Mayıs 2012 Pazar

BENİM ÇİZGİ ROMANLARIM

Bizim kuşak için çizgi roman saklanarak okunması gereken bir kötü alışkanlık olarak görülürdü. Ciddi ders kitapları dururken saçma sapan bir şeydi çizgi roman okuyor olmak... Zamanla herşey değişti elbette... Ama çoğu zaman yaşını başını almış birinin çizgi roman okuması gene de bıyık altı tebessümlere konu olmaya devam etti. Bizde bir türlü oluşamayan çizgi roman kültürü üstüne bir yazı değil bu elbette.. Bu daha çok meraklılarıyla sevdiklerimi paylaşma yazısı... Onlarca çizgi roman var elbette ama ben içlerinden en sevdiklerim bir listede sıralamak istedim. her liste gibi kişisel ve daha sonra fikrimi ve sıralamamı değiştirme hakkını da koruduğumu belirtmek isterim...

Bu arada bu listede hiç fumetti yok diyenler olabilir. Okumayı sevmişimdir İtalyan çizgi romanlarını ki bizim ülkede yoğunluk Bonelli'nin eserlerinedir ama bu listeye girecek kadar sevdiğim bir fumetti yok maalesef. Zagor, Çelik Blek, Tommiks, Teksas vd...

Beni her daim heyecanlandıran çizgi romanlar hemen aşağıda... 


20) PUNISHER



Listenin sert erkeği... Anti kahraman demek yanlış olmaz... Marvel'de devam eden seride İç savaş sırasında Captain America'yı bile kızdırmayı başarmıştır. Bir katildir. Ben Marvel serisini deği Max serisini daha çok seviyorum..


19) STAR WARS: CLONE WARS




“Bölüm 2: Klonların Saldırısı” ile “Bölüm 3: Sith’in İntikamı” filmleri arasında geçen hikayeleri anlatan toplam 9 ciltten müteşekkil "Klon Savaşları" hem epik bir öykünün bilinmeyen yanları ile tanıştırırken aynı zamanda Anakin'in Darth Vader'a dönüşeceği günlerin işaretlerini de her seferinde bir kez daha farketmemizi sağlıyor. Ülkemizde JBC yayıncılık tarafından yayınlanan dizinin 7 kitabı muhteşem bir baskıyla elimize ulaştı. 8 ve 9 heyecanla beklenmekte... Ayrıca bu dönemi anlatan çizgi dizide 4. sezon bölümleriyle ekranlara geliyor... Kağıdın kokusundan vazgeçemeyenlere ben kitapları tavsiye ederim...


18) DELİ BALTA  





Bu kadar ünlü ismin arasında ne arıyor Deli Balta diyenler olabilir ama Gürbüz Azak'ın yazıp çizdiği karakterin TGRT dizisi olarak yayınlanan Cüneyt Arkın filminden apartma yapımla hiçbir ilişkisi yoktur. Çizimlerinin farklılığı karakterinin orjinalliği ile örütüşünce çok başarılı bir yerli çizgi roman karakteri ortaya çıkmıştır. Türkiye gazetesi ve Türkiye Çocuk da yayınlanmış olması daha çok milliyetçi - muhafazakar kesimce tanınmasını sağlasada Deli Balta bir çizgi roman olarak sevenlerince atlanılmaması gereken bir eserdir. Ayrıca bir dönem audio kasetleri de yayınlanmıştı. Bulursanız mutlaka okuyun...


17) CORTO MALTESE



Hugo Pratt'ın muhteşem denizcisi... Sanırım çizgi roman dünyasının en çok ünlü tanıdığı olan en entellektüel kaharamanıdır. Ayrıca çizimleri ile de başka bir tad bırakır okurda... Başka tadlar arayan okurlara şiddetle tavsiye olunur... Ntv Yayınları keşke büyük boy yayınlasaydı... O yüzden Dost kitabevi baskısını bulmanız Corto'dan aldığınız keyfi artıracaktır.


16) FATİH'İN FEDAİSİ: KARA MURAT 



Babam her çarşamba gazete bayisinden alırdı Kara Murat'ı... Uzun bir süre boyunca düzenli olarak yayınlanmayı başarmıştır. Rahmi Turan'ın yazdığı Abdullah Turhan'ın çizdiği Kara Murat daha çok yazı daha az çizgi ağırlıklıdır. Bendeki sayılarını yıllarca sakladıktan sonra annemin bir boşlukta evden uzaklaştırdığı Kara Murat benim için tarihe uzanan bir pencere açmıştır her hafta... Sahaflarda bulursanız kaçırmayın... Bu arada yeri gelmişken Turkuvaz'ın Tarkan'ı yeniden yayınlaması gibi Deli Balta, Hızır Bey, Kara Murat, Karaoğlan gibi Türk işi çizgi romanların da yeni baskılarını birileri üstlenmeli...


15) SIN CITY 





Frank Miller'ın başarılı eseri... Ayrıca çizgi romanın kalitesine yaklaşan bir de film versiyonu var... Eğer kentin yarattığı karanlıktan ve bu karanlığın sonuçlarından doğan suç sizi ilgilendiriyorsa Sin City tam size göre... Frank Miller son dönemin Alan Moore ile birlikte en önemli isimlerinden... Miller Elektra'dan Punisher'e, Wolverine'den Preacher'a, Ronin'den Batman'e çizgi roman dünyasını yazdıklarıyla derinden sarstı. Sin City bu sarsıntının en şiddetlisi...


14) HULK 



Kızınca yeşil olan kahramanın hikayesi Dr. Jekyll ve Mr. Hyde'ın çizgi roman versiyonu gibi görünse de Dr. Banner'ın Hulk olma öyküsü çoktan bu klasik hikayenin ötesine geçmeyi başardı. Benim için ağırlıklı olarak çizgi dizileri ile hafızamda yer alsa da ülkemizde de yayınlanan Planet Hulk benzeri maceralarıyla yeşil dev sevimli canavar kontenjanını hak ediyor bu listenin...


13) X-MEN




Marvel'in yaratıklar sergisi... Mutantların dünyası benzersiz bir yer... Dc buna benzer bir dünya oluşturmayı başaramadı... Bu sergide yolunuzu kaybetmeniz çok olası... Wolverine gibi kendi öyküsüne insanları odaklamayı başaran karakterleriyle X-Men vazgeçilmez bir evren çizgi roman severler için...


12) TENTEN 



Avrupalı bir başka kahraman... Spielberg'i bile baştan çıkarabilecek kadar evrensel biri o... Köpeği Fındık (Milu) ve kaptan ile ikiz dedektifleriyle ve olağanüstü "maceralarıyla Herge'nin yaşlanmayan kahramanı Tenten her yaştan hayranlığa layık... Geçenlerde 24 kitaptan oluşan maceralarını aldığımı da söylemek isterim. 


11) KARAOĞLAN 



Orta Asyadan gelen Türk çizgi romanının en önemli figürü bu bıyığı terlememiş delikanlıdır... Suat Yalaz'ın unutulmaz eserinin bugünün gençler için renkli kuşe kağıda çeşit çeşit baskılarının yapılıyor olması gerekir. Baybora, Çalık vs. kahramanları ile başka bir rüyadır Karaoğlan'nın dünyası... Mahalleden Özdal abinin verdiği ciltlenmiş ve kuşa kağıda renkli baskı Karaoğlan cildi tüm çocukluğumun en önemli hediyesidir belki de... Babamın aldığı ansiklopedi takımları ile birlikte elbette... Hepsi kayıp hazinelerim...


10) RED KİT



Şimdilerde gölgesinden hızlı silah çeken silahşörün YKY tarafından yayınlanan serisini tamamalamakla meşgulüm.. Daltonlar, çizgi dizileri, filmleri ve elbette Milliyet'in hafta sonları verdiği kitaplarıyla Red Kit en yerli kahramanlarından ülkemizin...


9) HELLBLAZER (CONSTANTINE)



Korku ve fantastik benim sevdiğim türler bir de buna cool bir adam eklenince ortaya başarılı bir çizgi roman çıkıyor. Sandman'e benzeyen yanlarıyla da onun gelişini müjdeleyen HellBlazer okunası bir çalışma olarak çizgi roman listesinde yerini alıyor.


8) ASTERİKS



Koca Roma'ya direnen küçük Galya köyü... Goscinny ve Uderzo bir klasiğe imza attıklarının farkında değillerdi elbette... Hopdediks, İdefiks vd. karakterleriyle her zamanokunması gerekenler listesinde olacak. Bugüne kadar 35 albümü yayınlanan Asteriks'in film ve çizgi filmleri de var.


7) BATMAN



Süper gücü olmayan ama süper yetenekli ve zengin adamın kahramanlık öyküsü... Batman kötü adamlarıyla (bakınız Joker) bile okunmayı hakeden bir çizgi roman.. Gotham City diye bir şehrin olmadığına bunca Batman okuduktan sonra kim inanır?


6) CONAN



Onun olduğu yerde kötülük kaybetmeye mahkumdur... Kimmeryalı kılıç seven tüm çizgi roman severlerin favorisi olmaya devam ediyor...


5) SPIDERMAN 



Kendisiyle konuşan kahraman... Anti kahraman olmaya en yakın ana akım çizgi roman kahramanı... O ironinin diğer adı... Gerisi örümcek ısırığı...


4) SANDMAN 



Amerikanın son döneminin en yaratıcı isimlerinden Neil Gaiman bir çizgi romana el atarsa adı Sandman olur... Rüya, Ölüm vd... Okumayana anlatılamaz...


3) HELLBOY 



Başka bir çizim, başka bir öykü biçimi ve bambaşka bir kahraman... Bir bakıma cehennem ile bağı Spawn'ı ve Hellblazer'ı çağrıştırsa da Hellboy sizi başka bir öyküye götürüyor.... 


2) SUPERMAN 



Belki en klasik kahraman... Çocukluğumda Bilka'nın basımları elime geçtiğinde yaşadığım coşkuyu adını yazarken de hala duyuyorum... O en sıradan en bilindik ama en mükemmel çizgi roman kahramanı.. Birbiriyle çelişen bunca özellik bir arada ancak Superman'de bulunabilir zaten... Çizgi roman tarihinde beni en çok heyecanlandıran isim hala Superman.. Kendisi bir macerasında komünist de olmuştur.


1) SPAWN 



Anti kahraman kavramının içini dolduran çizgi roman budur. McFarlane bildik bir öyküden bilinmezliklerle dolu bir dünya ortaya çıkarmayı başardı. O yüzden Spawn zirveyi fazlasıyla hakediyor...


SIRALAMA ÜSTÜ: ALAN MOORE




Frank Miller ile birlikte çizgi romana yepyeni bir rota çizdiler. Alan Moore çizgi romanın ilk dönemlerinden sonra yeniden doğmasını sağlayan jenerasyonun en önemlisi diye rahatlıkla nitelenebilir. Watchmen, V for Vendetta yeterince açıklayacaktır bu seçimi...







9 Mayıs 2012 Çarşamba

AŞKIN ENLEMİ VE BOYLAMI



"Karşıma ilk çıktığınızda, mutsuzluğu yüreğinden kaynaklanan bütün insanlardaki o çekicilik vardı üstünüzde. Ben acı çekenleri peşinen severim, böylece melankoliniz benim için büyülü bir güzellik, mutsuzluklarınız benim için bir çekicilik haline geldi; ve bütün düşüncelerim, ruhunuzun hoşluklarını gösterdiğiniz andan başlayarak bendeki sizinle ilgili tatlı anılara bağlanıverdi elimde olmadan." 'Balzac'tan Madam de Berny'e'


Kaç enlem kaç boylamda geçer yaşamımız? Üstünden geçme şansımız olan kaç tanedir? Doğduğumuz sokaktan, mahalleden, şehirden, ülkeden, kıtadan ne kadar uzakta ölürüz? Her enlem  her boylam bizim zihnimizden doğar... Yolumuzu kaybetmemek için uydurduğumuz nice çizgi var, ne kadar dönence? Bu bizim eksikliğimiz hareket ettiğimizi ancak bir şeyler durduğunda anlamak...

Yaşam kocaman bir tekrar... Her sabah yeniden sever, yeniden üzülür, yeniden nefes alırız... Monotonluktan sıkılırız evet ama bizi yaşama bağlayan herşey tekrar eder; dünya döner, güneş doğar, kalbin atar, nefes alır ve verirsin tekrar ve tekrar... O yüzden aradığımız herşey bir tekrardır, düzendir içten içe tersini arzuladığımıza inandırsakta kendimizi... Bir uydu olmak halidir bizi mutlu eden... Yeter ki etrafında dönebilecek bir gezegen, şanslıysak bir güneş bulabilelim... Kimbilir o yüzden çoğumuz güneşi kendi için sadece doğmuş sayar... Güneş nasıl yetiyorsa hepimize, yetmeliyiz birbirimize... Cengiz'in peşinden giden Moğolllar, Hitler'i takip eden Almanlar nasıl bir yanılsamanın içindeydi? Bu duygu her durumda bizi bulur.. Siyasi, sosyal veya duygusal... Koyunlara acırız biri atlayınca uçurumdan hepsi atlıyorlar diye; kendimizi farketmeden...

Bir kelime okuruz; işte ben deriz, bu kelime benim için yazılmış deriz... Bir mısraya denk düşeriz, hayatınızın özeti gibi durur... Biriyle bir an göz göze gelirsiniz tüm kainat o gözlere saklanmış gibi gelir... Halbuki bilmemezlikten gelmek isteriz, tersine inanmak isteriz, ama tüm hücrelerimize kadar biliriz ki: o kelimeyi binlerce göz görmüştür, o mısrayı yüzlerce insan diline dolamıştır, milyonlarcamız göz göze gelmiştir... Tek ve biricik olmayı dileriz... Yaşam bizle başlasın bizle sona ersin, işlerimiz biz olmazsak olmasın, sevdiklerimiz yokluğumuzda nefes alamasın isteriz.. Bencilliğimizi yazmak bile itici...

Halley kuyruklu yıldızı 76 yılda bir  gelecek, biz altında bir izdivaç gerçekleştirsekte gerçekleştirmesekte... Bekleyeceğiz arayacağız kendimize dair izler doğada, insanlarda... 5 milyar yıl sonra güneş büyüyecek dünya olmayacak... Ama biz izlerimizi duvarlara, ağaçlara, kağıtlara bırakmaya devam edeceğiz... Deniz kenarındaki kayalarda, sevdiğinin ismini görünce başkalarının da sevebildiğini ve sevilebildiğini hatırlayacaksın.. Senden de sevdiğinden de bir tane yok... Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Romeo ile Juliet vs. vs. öyküler, masallar hep olacak... Hiçkimse bizim kadar sevmedi sanacağız... Tıpkı bütün evrenin dünyanın etrafında döndüğünü sandığımız ve inandığımız çağlar gibi...

İnsanın yalnızlığı da bencilliği de kaçınılmayacak durumlar, hisler... Bizi bunların ötesine taşıyan özümüzle başka yıldızlara  da bakıyoruz, başka dünyaların da mümkün olduğuna inanıyoruz... Fedakarlıklar yapabiliyoruz... Kendimizden bile çok bir başkasını sevmeyi becerebilenlerimiz oluyor...

Kendimizi ve bir benzerimizi arıyoruz işte...Her cümlede, her yazıda aradığımız karşımızda yarattığımız etkimiz midir? Bu yazının en başında ıstıraba aşık bir yazarın cümleleri var... O yüzden kadınlar değişsede acının peşinden gitmeye devam etti Balzac...Çünkü aşık olduğu, kadın değil onda uyandırdığı iyileştirme duygusuydu... İyileştirebilme duygusuna aşıktı. Elbette kadın da iyileştiğini düşündü. Ta ki Balzac bırakıp gidene kadar... Ve geride iyileştiğini sanan bir enkaz bıraktı... Teselli imkanı kalmayan kadınlar... Erkekten daha güçlüdür kadın da bu duygu: teselli olma ve bulma... Erkek doğada çoğu zaman çoğalmaya yarar işi bitince dişisi tarafından yenir veya ölür. Kadınlar çünkü doğurgandırlar o yüzden yeniden ve yeniden hayatı üretirler... Balzac bu duygularını da alır onlardan... Acıma, dibe vurma ve yeniden doğma gücünü ellerinden alır. Geriye bir posa bırakır. Ruhlarını emer... Bazı erkekler ve kadınlar Harry Potter'ın ruh emicilerine benzer o yüzden... Önce üşürsünüz sonra içinizin soğuduğunu düşünürsünüz...



Lale Müldür'ün bir şiirinde anlattığı beklenen hazan yüzlü adam ve/veya kadınlar bizim rüyalarımızdır aslında... Hiçbir duygu sonsuza dek sürmez... Kalp biteviye aynı atmaz biyolojik olarak... İnsan eksik bir varlıktır. Sadece ışığın bir bölümünü gören, sesin belli desibellerini duyabilen...

İnsanı büyük kılan da bu; bunca eksikten bir tümlük bir bütünlük bulabilmesi... Puzzleda eksik olan parçaları bulup tamamlayabilmesi... Bunca sürtünmeye, bunca engele rağmen insan yolu ve yolculuğunu bırakmıyorsa içindeki güçtendir bu... Burada devreye giren ışığın daha fazlasını sesin daha düşük ve yüksek desibellerini duymasını sağlayan kalbe selam olsun...

Her kelamda kendini bulan okur; bütün masallar, öyküler zaten seni anlatır: insanı... Tıpkı benim yazdıklarım gibi... Ne zaman ne mekan, ne enlem ne boylam değiştirmez gerçekliğimizi... Aynı yerde severiz aynı dönencede yaşar aynı kelimelere aynı anlamları yükleriz... Ama kime ve niye yazdığını yazan bilir, ama yazı sahipsizdir kalemden çıkınca; okur istediğini anlar... Ne zaman yazdığının, ne zaman okuduğunun, hangi koşullar içinde olduğunun, geçmişe mi geleceğe mi dönük olduğunun ne önemi var kelimelerin...

Aşk için; onu anlatmak için; bir kalp çizip içinden bir ok geçirip bir tarafına kendi adının baş harfini diğer tarafına onun adının baş harfini yazmak yeterlidir... Gerisi boş lakırdı, laf-ı güzaf işte...

Aşk kaç enlem kaç boylamda yaşanır bilmiyorum ama dünyanın merkezi de kainatın merkezi de kalbinin attığı yer bunu biliyorum...